Bora Akıncıtürk

YAZI

Ulya Soley

FOTOĞRAFLAR

Neven Allegier

2007 yılından bu yana Londra’da yaşayan sanatçı Bora Akıncıtürk, geçtiğimiz yaz Pilevneli Galeri’de açılan “Çok Mutluyum, çünkü” sergisiyle İstanbul’daydı. Sergiden sonra Londra’ya geri dönen Akıncıtürk’ün sesi telefonda yorgun ama umutlu geliyor. “Aslında temel olarak hep bir iki şeyden bahsediyorum,” diyor. “Bütün hikaye dünyanın tatlı bir şekilde yok olmasıyla ilgili.”

Akıncıtürk’ün bu sergi için Berk Çakmakçı ile beraber ürettiği video, bilim kurgu/kıyamet estetiğinde tasarladığı bir çadır yerleştirmesinin içinde izleniyor. Dünyanın sonunun gelmesi, ölümden sonra yaşam, kapitalizm-sanat ilişkisi gibi temaları resim, video ve yerleştirmelerinde sıklıkla işleyen Akıncıtürk’ten içinde sigara izmaritinden pet şişeye, kıyafetten artık günlük hayatta kolayca rastlanmayan bir iPod’a pek çok şeyin darmadağın bir alan yarattığı bu çadırı anlatmasını istediğimde modelini içinde manyetik alan barındırmayan Faraday çadırlarından aldığını s.ylüyor ve ekliyor: “Bir şeyin karantinaya alınması veonun dışarıdan incelenmesiyle ilgili bir saplantım var. Bu iş de apokalips, yok olma ve onun içerisinden bir şeyler kurtarmakla ilgili.” 

 

Son zamanlarda gördüğü en etkileyici sanat eserinin Jordan Wolfson’ın Whitney Bienali’nde çok ses getiren VR işi “Real Violence” olduğunu söyleyen Akıncıtürk, birkaç hafta boyunca işi uzun süre aklından çıkaramamış. (Wolfson’ın çok tartışılan, iki dakika yirmi beş saniyelik işi, içerdiği yüksek şiddet nedeniyle 17 yaşından küçüklere yasaklanmış ve bazı sanat eleştirmenlerince “korkunç” ve “iğrenç” olarak tanımlanmıştı.) Akıncıtürk ise “Real Violence”ı şöyle anlatıyor: “Çok gerçekçi ve rahatsız edici bir kavga var, kafanı çeviriyorsun, gündelik New York seslerini duyuyorsun ve etraftaki kimse kavgayla ilgilenmiyor. Sırf şiddetten dolayı değil topluma dair bir yorum getirmesi sebebiyle de çok etkilemişti beni.” 

 

Özellikle son bir yıldır çok üretken ve aktif olan Akıncıtürk, kar amacı gütmeyen ve sanatçılar tarafından yönetilen mekanlarla iletişim kurarak ilk adımlarını attığı bu sürece yoğun bir sergi programıyla devam edecek. 2017’de New York’taki Alyssa Davis Galeri’de açtığı serginin ve ardından 2018’de, Brüksel BOZAR’daki grup sergisinin bu şekilde geliştiğini ve çok hızlı organize olduğunu söylüyor: “Ne kadar çok sergi yaparsan, günümüz güncel sanat üretim sistemleri içerisinde adının duyulması adına o kadar işe yarıyor. Ama ne işe yarıyor, ondan çok emin değilim. Çok kapitalist bir sistem, duygulu bir şey değil aslında. Artık sık sergi yapmak için kolay üretilen sergiler yapmak istemiyorum. Resim yapmayı çok özlediğimi ve resme daha çok yoğunlaşmak istediğimi fark ettim.” Akıncıtürk’ün bir sonraki sergisi Kasım ortasında, Riga, Letonya’daki, yine sanatçılar tarafından kurulmuş 427 Galeri’de gerçekleşecek.



“GÜNÜMÜZ GÜNCEL SANAT ÜRETİM SİSTEMİ ÇOK KAPİTALİST, DUYGULU BİR ŞEY DEĞİL ASLINDA.”