NIlüfer Yanya

YAZI

Büşra Mutlu

FOTOĞRAFLAR

Aslı Katırcıoğlu

23 yaşındaki soul sanatçısı Nilüfer Yanya’yı dinleyicisine bu denli yakın hissettiren şarkı sözlerindeki telaşsız kalp kırıklığı ve gitardan çok ukuleleyi andıran sesleri midir bilinmez, ama bir öğleden sonra kendimizi Hilton Bomonti’deki otel odasında bulduğumuzda benzer bir yakınlık hissettiğimiz kesin: 

Batı Londra’da büyüyen Yanya, Pitchfork (“Golden Cage”, 2017, En İyi Yeni Şarkı) ve BBC (173 eleştirmenin oylamasıyla, “Sound of 2018” listesi) gibi en sözü geçer mecraların takdirini topladıktan sonra üçüncü kez İstanbul’da ve sanki son dönemdeki katlanarak artan başarısı başkasına aitmiş gibi cana yakın.

 

İlk defa 2016’da, Radio Nova’nın derleme albümlerinden birinde yer alan Pixies’in “Hey” parçasına yaptığı cover ile ismini duyduğumuz Yanya (editörün notu: ¯\_(0)_/¯), iki sene içinde demolarını SoundCloud’a koymaktan SXSW sahnesinde çalmaya ve ilk albümünü hazırlamaya geçti. Başarılarından söz açınca, leopar desenli terliklerini çıkarıp, bağdaş kurarak oturduğu yatağının üzerinden, biraz şaşırmış bir ifadeyle “Öyle çok da bir şey başarmış gibi hissetmiyorum,” diyor. “Şu an güzel ama yaptığım işte daha iyi olmak ve daha çok iş ortaya çıkarmak istiyorum.” 



“ANNEMLE BABAM ORTAK BİR ARKADAŞLARININ SERGİ AÇILIŞINDA BİR AN GÖZ GÖZE GELMİŞLER VE TANIŞMIŞLAR, YA DA BANA O HİKAYEYİ ANLATIYORLAR.”



Altı yaşından beri piyano çalan Yanya, Londra’daki hatırı sayılır bir müzik okulunda eğitim almak için iki kez girişimde bulunmuş ancak reddedilmiş. Bu durumun kariyer yolculuğunda bir tereddüt yaratıp yaratmadığını sorduğumuzda “Benim ‘müzik yapacağım, onun için okulunu okumalıyım’ gibi bir derdim yoktu,” diye açıklıyor. “Sadece denemek istediğim bir seçenekti. Okula gitsem de gitmesem de sanatçı olmak ve kendi müziğimi yapmak istiyorum.” Albüm kapaklarını kendi tasarlayan ve ilk klibi “Small Crimes’ı” kız kardeşiyle çeken Yanya, sanatçı bir aileden geliyor. İrlandalı ve Barbadoslu annesi Sandra kumaş üzerine baskı teknikleriyle çalışıyor. İstanbul doğumlu babası Ali Yanya ise gravür ve resim yapıyor. “Annemle babam ortak bir arkadaşlarının sergi açılışında bir an göz göze gelmişler ve tanışmışlar, ya da bana o hikayeyi anlatıyorlar,” deyip gülüyor. Birkaç saat sonra Babylon’daki konserinde—turne grubu ile 20’li yaşlardaki pop-soul yapan bir gruptansa bir caz dörtlüsünü andırdıkları sahneden—yaklaşık 300 kişilik dinleyici kitlesine “Çok güzel bir akşam, çünkü sen,” diye seslenecek, ve dinleyiciler kıkırdayarak tek bir sesle “Siz” diye Yanya’nın Türkçesini düzeltecek. 

 

Temmuz ayında Pitchfork Müzik Festivali’nde, Chicago’da yaklaşık 19,000 kişiye çalan ve sonbahar boyunca Interpol’le turnede olacak Nilüfer Yanya için büyük stratejik kararlar, çok uzun vadeli planlar, herkesi geçip zirveye oturmak gibi hırslar yok gibi görünüyor. Bunu kendisini heyecanlandıran bir konudan bahsederken aniden parlayan gözlerinde ve yüzünde oluşan kocaman gülümsemede görmek mümkün. Hal böyle olunca, ister istemez gelecekten beklentilerini sormak gerekiyor. Bir süre düşündükten sonra, “Anın içindeyim ve hayatımın sonuna kadar bunu yapabileceğimden emin olmak istiyorum,” cevabını veriyor. “Ben sadece yapabildiğim sürece müzik yapacağım.”