PALESTINE UNDERGROUND

YAZI

Emine Ersoy

FOTOĞRAFLAR

Yağız Yeşilkaya

 

Yoldan geçerken bizi fark eden genç bir adam “Fikirtepe’ye hoşgeldiniz!” diye bağırdı. Geçtiğimiz aylarda Boiler Room’un Filistin’de yükselen house, techno ve hip-hop ortamını konu alan “Palestinian Underground” belgeselinde yer alan Filistinli prodüktör, MC ve DJ’lerden oluşan, Al Nather, Makimakkuk, Oddz, Jazar Crew’dan Ayed, ve Root Music İstanbul’un kurucusu Ahmet dahil olduğu ekibimizin buralı yani Fikirtepeli olmadığını doğru tahmin etmişti.

 

Yanımızda ayrıca Year Zero fotoğrafçıları ve sanat yönetmeni de vardı. Yüksek sesle İngilizce konuşarak sokakları arşınlayan, arada bir kaç tanemizin elindeki biradan yudum aldığı bir grup olarak ilgi çektiğimiz muhakkak. Fikirtepe, uzun endüstriyel ofis binalarının işine gelecek şekilde otoyolun kenarına sıralandığı ve arkasındaki gecekonduları gizlediği, İstanbul’daki kentleşme ve mütenalaştırmanın garip noktalarından biri.

 

İşte mahallenin tam da bu dağınık, bakımsız ve hükümetin pek de gurur duyamayacağı bölümü rapçi, MC ve prodüktör Makimakkuk’a evi Ramallah’ı hatırlatıyor. Buranın fotoğraf çekimimizin mekanı olması da bu durumda talihli bir rastlantı. Bu ekiple yollarımızın, Roots Music Istanbul’un düzenlediği, Beyoğlu’nda çeşitli sanat etkinliklerine yer veren Anahit Sahne’de akabinde bir sohbet ve DJ setin takip ettiği Boiler Room belgeseli gösterimi sayesinde kesişmiş olması ise daha da güzel bir rastlantı. Öncesinde, bu etkinlik ekibin kaldığı Airbnb evinde yaptığımız röportajımızın başlangıç noktasıydı. Vardığımda henüz uyanıyor, oturma odasına girip çıkıyor, ağızlarına bir zeytin atıyor ve dişlerini fırçalıyorlardı. Oddz, herkesin toparlanmasını beklerken bana çay ikram etti. İnce belli çay bardağımı yanımdaki masada küllük olarak kullanılan bardak ile karıştırmamaya dikkat ettim.

 

Ekip, burada kurdukları bağlantılar, özellikle de Doğu Akdeniz bölgesindeki insanlara açılan potansiyel işbirliği ağı hakkında çok mutlu gözüküyordu. “Bizim için kültürel olarak İstanbul’la bağlantıda olmak Almanya ile bağlantıda olmaktan çok daha önemli” diyor Ayed. Oddz ise, “Filistin ile Türkiye ve Doğu Akdeniz arasında halihazırda kurduğumuz köprü çok önceleri olması gereken bir şeydi ama… hiç bir şey için geç değil” diye ekliyor. Politik çalkantılar sebebiyle Doğu Akdeniz’deki memleketlerinden göç eden insanlar İstanbul’da ortak bir varış noktası buluyor. Bunun sebebi buradaki çalkantılar değil elbette, ama her şeye rağmen barındırdığı kültürel çeşitlilik sayesinde olduğu aşikar. Baskıya maruz kalanların toplumsal olarak dışlanması, zamanla kendi içlerinde bir yumuşama ve dönüşüm sürecini beraberinde getiriyor, ve yerini beklenmedik bir komunite hissine bırakıyor. Ayed’in sözleriyle “Beraber olmamamızı isteseler bile, beraberiz. Kendi gerçekliğimizi yaratabiliriz.”

 

Bu müzisyenlerin, kendileri, birbirleri ve hatta türlü bölgelere, politik yapılanmalara ve güçlü bir psikolojik ulaşılmazlık hissiyatı içinde bölünmüş genel Filistin halkı için yapabildikleri işte tam da bu. İsrail’in işgal ettiği bir bölge olan Haifa’da büyüyen Ayed, Ramallah’a varmanın tamamen imkansız olduğunu düşündüğü zamanları hatırlıyor: “Bir çocuk olarak Ramallah’a gitmek mi? İnsanlar Ramallah’a nasıl gidiyor diyordum. Bir kaç insanla tanışıp beni ilk defa dışarı çıkardıkları zaman “Ne, gece hayatı mı, parti mi?” diye düşündüm. Kudüs’ten gelen Al Nather araya giriyor: “Başka bir şehrin var olduğuna inanamadık.”

 


 

2011’deki kültürel patlamadan sonra, Ramallah’taki etkinlikler çoğaldıkça sıradanlaşmaya – Makimakkuk tüm gün süren bir partiye katılmak için kendi mezuniyet kutlamasını pas geçtiğinden bahsediyor – ve Nicolas Jaar ve Boiler Room gibi isimlerin uluslararası ilgisine çekmeye başladı. Oddz, Yafa, Tel Aviv’deki Boiler Room’a katılan bir kaç isme ne kadar şaşırdığını hatırlıyor: “Bu performans hayatımı değiştirdi diyenler oldu. Ramallah’tan bir DJ’in geldiğini biliyorduk ve yok artık diye düşündük. Ramallah mı? İmkansız!” Her ekip üyesi bölgeler arasındaki ayrımın güçlü psikolojik doğasına vurgu yapıyor ve insanlar bölge değiştirdiğinde ayrım hissinin nasıl yok olduğunun altını çiziyor. Bu konu hakkında konuşurken Al Nather’in kelimeleri ağzına takılıyor: “İçeride yaşadığım için – ah, yani dışarıda – hangi lanet yerde yaşadığımı bilmiyorum ki.” Ayed o sırada ona destek oluyor: “Öbür tarafta.” Al Nather sözüne devam etmeden önce grup kendi içinde kıkırdıyor, “Evet, öbür tarafta. Bu da ne demekse. Hiç bir fikrim yok.”

 

Filistin müzik ortamı geliştikçe ve farklı bölgelerden Filistinli DJ’ler ve prodüktörler bir araya geldikçe, Ramallah İsrail işgali altında olan diğer bölgelerden gelen, Jazar Crew ya da Oddz gibi akranlarından bir nebze daha hareket özgürlüğüne sahip DJ’ler için düzenli bir performans yeri haline geldi. ‘48’de Jazar Crew özellikle Haifa’da Filistin kültürünü normalleştirmek için üzerine düşeni yaptı, kendi gece kulüplerini açtı: Kabareet. Mekan, keşfedilip tamamen kendi imkanlarıyla tekrar inşa edilmeden önce terkedilmiş bir Osmanlı binasıydı. Hali hazırda İsrail işgali altında olan bir bölgede açıkça Filistinlilerin sahip olduğu ve işlettiği bir gece kulübü, psikolojik ayrımı hem kendi içinde hem de başlı başına körüklüyor. “Geçici bir özerk alan yaratıyorsunuz,” diye açıklıyor Ayed, “ve onlar İsrailliler olarak geliyorlar. Onları engelleyemeyiz. Eğer saygı duyuyorsanız, tekrar gelirsiniz. Eğer duymuyorsanız – belki bir şeyler değişir. Kültürü tükettikçe, belki de bir noktada sizi etkiler.”

 

Oddz’un bu konuyla ilgili birebir tecrübeleri var: “Kabareet’de ve ayrıca Haifa’da çalarken İsrailli insanların fikirlerini değiştirdiğini, kültürümüzü çılgın bir şekilde tükettiklerini ve takdir ettiklerini gördüm.” Müzik sahnesi, Ramallah’ta olduğu kadar açık bir şekilde olmasa da, aradaki boşluğa çift yönlü bir köprü kurma olanağı sağladı. İsrailliler, ortamın namından ve Nicolas Jaar gibi ünlü isimlerden etkilenseler de, Ramallah’taki şovlara ve partilere katıldıklarında bile bunu gizlice yapıyorlar. “Sanki başka bir yabancıymış gibi” diye açıklıyor Makimakkuk.

 

“Ramallah’ta İsraillilerle tanışmıyoruz. Eğer partimizde bir İsrailli varsa bunu bilemeyiz, çünkü İbranice konuşmazlar ve biz de onlara kimlik sormayız. Bu başka bir gerginlik sebebi yaratır.” Bu aynı zamanda samimi destek ve kültürün salt tüketimini ayırt etmek konusunda sıkıntılar yaratıyor. “Hala değişimin başındayız” diyor Oddz, “çünkü değişim bizim tarafımızda, ne bekliyoruz ki? Bir İsraillinin değişmesi için, harekete geçmeye ihtiyacı var.”

 

 

 

Pasif tüketim, elbette, nüfusunu sürekli aforoz eden ve dışlayan bir devlette Filistin davasına açıkça destek vermenin bir göstergesi ya da karşılığı değil. Ramallah’taki partiler müzik ortamının yükselişe geçmesiyle birlikte, üstü kapalı tehditlerin zoruyla dayatılan bir gece yarısı sokağa çıkmaya yasağı uygulaması aracılığıyla sıkı bir şekilde kontrol edilmeye başlandı. “Turistik polis ya da her kimse, mekanlara parti gece yarısından sonra devam ederse mekan sahibini ve DJ’leri tutuklayacaklarını söylüyor. Bunu resmi bir şekilde söylemeseler de, telefonda söylüyorlar” diye anlatıyor Makimakkuk. “Ama tehdit her zaman mevcut. O kadar ki hem işletme, hem de mekan sahibi için psikolojik bir bariyer yaratıyor. Eninde sonunda onlar hiç gelmeyi düşünmeseler bile, siz partiyi gece yarısı oldu mu polis gelir düşüncesiyle sonlandırıyorsunuz.” Bu da Ramallah’ta ev partilerinin ve DIY mekanların varlığına sebep olmuş. Al Nather bu durumu “bunlar gizlice bir ses sistemi yerleştirebildiğimiz ve özgür olabildiğimiz çok özel yerler” diye açıklıyor.

 

Bu baskı gruptaki tek Kudüslü olmasından dolayı onun için daha bürokratik bir hal alıyor. Aklına mavi kılıfı zamanla aşınan Kudüs kimliğini konu alan Kafkavari bir kabus geliyor. Yalnızca aşınmış kılıfı değiştirmek için altı ay önceden randevu alması ve sabah 5’te verilen adreste olması gerekiyor. Bunu duyunca şok oluyorum: “Yalnızca kılıfı için mi? Kimliğin kendisi bile değil.” Başını sallıyor. “Bürokrasi gerektiren herhangi bir şeyi yapmak bu şekilde oluyor.” Aynı zamanda, bir hükümet yetkilisi tarafından durdurulursa, şu anki kimliği geçerli bile sayılmayabileceğini söylüyor. Yurtdışında okuduğu üç yıl zarfında bir noktada ulusal sigortası birden bire kesilmiş, sigortasını geri almak için bu üç senenin hesabını belgelerle vermek durumunda kalmış. Makimakkuk araya giriyor: “Eğer daha uzun kalsaydı, ona defol git diyebilirlerdi. Sadece kimliğini alabilirlerdi. Ona yeşil bir kimlik verilirdi ve Ramallah’ta yaşamak durumunda kalırdı.” Al Nather alaycı bir kahkaha atıyor: “Bu İsrail hükümetinin işine gelirdi, istedikleri bu değil mi, bir Filistinli daha az olsun.” Tel Aviv’den İstanbul’a uçuş yalnızca iki saat sürse de, Al Nather ve Root Music Istanbul onu performansa dahil etmek için 24 saatlik bir seyahat planı çıkarmışlar. “Diğer her şey bir yana, işte bu yüzden özel bir durumum var” derken kahkahası samimi ve muzip bir hal alıyor.

 

 

Dev kurumların karşısında müzik üreterek yarattıkları dünya son derece kıymetli bir hal alıyor. Ayed Ramallah’tan çıkan ilk rap müzik duyduğu zamanı hatırlıyor: “Onların müziği bizim için, özellikle de benim ve ekibimiz için, her zaman başkaldıran müziğin referansı oldu. Muqata’a’nın bir şarkı yayınlaması ve herkesin heyecanlanması gibi. Özellikle hip-hop bölümünü heyecanla beklerdik. Birisinin çıkıp sizin istediğiniz kelimeleri bağıra bağıra söylemesi gibi.”

 

Zaman zaman ne kadar umutsuz hissedilse de, bu mücadele etmeye değer bir şey. Makimakkuk bunu bir merdivene tırmanmaya benzetiyor: “Merdivene çıkıyorsun ve bir tavan olduğunu görmüyorsun bile ve bam! Kafanı çarpıyorsun ve kendini en dipte buluyorsun. Bok gibi hissediyorsun ve ben ne yapıyorum ki diyorsun. Neden deniyorum ki? Belki de gidip başka bir şeyler denemeliyim, bir sanatçı olarak bunu kendim yapmalıyım ya da ekibimi alıp başka bir yere gitmeliyim ama… burayı seviyoruz. Burada olmak istiyoruz ve burayı terk etmeye devam edersek hiç bir şey değişmeyecek.” Bu sözler kulağa çok tanıdık geliyor. Yaratıcı ifade ile direnmek yalnızca şaşırtıcı şekilde etkili değil, aynı zamanda gitgide daha kaçınılmaz bir hal alıyor. Denetlemesi daha zor bir toplumsal bağlantı türü olarak karşımıza çıkıyor. Ahmet “İstanbul’daki müzik ortamı ve komünitenin böyle bir şeye ihtiyacı olduğu” konusuna değiniyor ve Ayed ona katılıyor. “İnsanlar aç.”

 

Röportajımız duygusal bir havada sona eriyor, artık odada bir aşinalık hakim – sesler birbirine karışıyor, sigaralar ve kahvaltı paylaşılıyor. “Izgara zeytinleri denemen lazım” diyor Oddz, daha önce hiç duymadığım bu Türk atıştırmalığını bir tabakta bana uzatırken. Makimakkuk o sırada memnuniyetini ifade ediyor: “Seyahatin sıkıntılı olacağını biliyorduk ve böyle olmaması için elimizden geleni yaptık. Burayı bizim için Suriye, Lübnan, Filistin, Irak, Ürdün ve her diğer neresiyse oradan gelip buluşabileceğimiz bir sığınak limana dönüştürdüğünüz için teşekkürler.” Ben de memnuniyetimi ifade ediyorum, ve İstanbul’un bu bağlantı noktası olabilmesinin beni ne kadar mutlu ettiğinden bahsediyorum, “Her şeye rağmen” derken devamını getiremiyorum. Oddz hemen güven verici bir şekilde söz alıyor: “Bu bağ gerçekten güzel bir şey. İçimde derin bir yere dokundu – hepimiz için öyle. Ve bu bir son değil o yüzden… Yallah.”

 

 

“ORAYI SEVİYORUZ. ORADA OLMAK İSTİYORUZ VE HER ŞEYİN DEĞİŞEBİLECEĞİNE İNANIYORUZ.”