Pan DaIjIng

YAZI

Yunus Emre Duyar

FOTOĞRAFLAR

Ekin Özbiçer

Pan Daijing tanımlardan ve etiketlerden kaçınan bir sanatçı. Çin’in yüksek rakımı, zengin ormanları ve etnik azınlıklarıyla tanınan şehri Guiyang’da doğmuş. Üniversite sınavlarında iyi puan elde etmek için derslerine gömülü halde geçen çocukluğunu gayet normal olarak tanımlıyor.

Üniversitede muhasebe eğitimi almaya başlarken birden istediğinin bu olmadığını fark ediyor. Aynı zamanda noise müziği, Pekin’in underground ortamını ve kendini ses dalgaları aracılığıyla ifade etme ihtiyacını keşfetmeye başlıyor.

Yedi sene ileriye saralım. Pan’ı öncelikli olarak noise müziği ile çalışan fakat pratiğine performans sanatı, dans, tiyatro ve video da katan, kendini kanıtlamış bir sanatçı olarak buluyoruz. Şimdiye kadar iki EP ve Lack isimli bir LP yayınladı ve 2016 Montréal Red Bull Academy’de yer aldı.

Deneysel plak şirketi PAN, Yves Tumor ve M.E.S.H gibi diğer çıkış yapan isimlerle birlikte Pan’ı da temsil ediyor. Pratiği çağdaş sanat müzelerinden underground kulüplere uzanan farklı yerlerde performans sergilemesine olanak sağlıyor.

Pan pratiğine farklı medya da katsa, özellikle ses alanına yoğunlaşıyor. Bunun sebebi pratiğinin kategorize edilmesinden kaçınmakta ısrarcı olması. Streaming ortamı bağımsız sanatçıya ses vermiş olsa da, müziğin tüketimini hızlandırdığı ortada. Bir röportajında “Neden müziğe bir resim ya da hakikatten hakkında düşündüğümüz bir şey gibi davranmıyoruz? Ses ne demek?” diye soruyor.

İlk başta Pan’ın işlerine anlam veremedim. Belki ben de işlerini kategorize etmeye çalışıyordum. Müziği sarsıcı ve performansları agresifti. Fakat sessiz bir günde müziğiyle vakit geçirdikten sonra eserlerinde katartik ve sakin bir özellik keşfettim. Şarkıları huzursuz edici ve soyut olsa da, kompozisyonları ve tekrar eden motifler genel bir meditasyon etkisi yaratıyordu.

Pan kendi kendini eğitmiş bir sanatçı ve endüstride kendine avangart bir isim edinmeyi başardı. Ona pratiği hakkında bir kaç soru sordum. O kendini ses ve performans yoluyla daha iyi ifade ettiğine inansa da, fikirleri kelimeleri aracılığıyla parıldıyor.



Çinlisin ve Berlin’de müzik yapıyorsun. Şu anda bulunduğun ortam büyüdüğün yer olmadığı için, bir anlamda geçmişine bağlı olmadığın bir geçiş alanındasın. Bu geçiş alanı pratiğine nasıl yansıyor?

 

Geçmişimin ya da şu anki ortamımın pratiğime pek ilham verdiğini söyleyemem fakat elbette hem Çin’de hem de Berlin’de edindiğim tecrübeler işimde deneysel olmak açısından bana ilham verdi. Herkesin geçmişi şu anki durumunu etkiler, hepimiz her daim bir takım alanlar arasında geçiş yaşıyoruz. Bununla birlikte, benim eserlerim özellikle Çin kültürüyle ya da göçmen tecrübemle ilgili değil.

 

Bir röportajında batı dışı bir kültürden geldiğin için belirli referansları ve kültür ürünlerini öğrenmek konusunda bir zaman kaybı yaşadığını söylemiştin. Yine yakın zamanda ailenin senden farklı beklentileri olması ve kendini eğiten bir sanatçı olmak hakkında konuştun. Bu işe başlarken yargılanmaya karşı korkunla nasıl yüzleştin?

 

Berlin’e taşındığımda elbette belli şeyler Çin’de büyürken alıştığımdan farklıydı. Kendimi farklı bir filtre aracılığıyla anlamam gerekse de esas dil müzikti, müziği anlamak için belirli bir kültürden gelmenize gerek yok. Buraya ilk geldiğimde kültür ürünleri hakkındaki bilgisizliğim ile alakalı olarak ise şunu söyleyebilirim, fark ettim ki yaratmak bilmekle alakalı değil, sana ilham veren şeyle alakalı.

 

Müziğin tekrar eden motifler içeriyor ve meditasyona yönelik bir havası var. Sessizlik ve ses bir spektrumun iki ucuysa, senin müziğin sesi sessizliğin içine yerleştiriyor. Noise müziğin meditasyona yönelik potansiyeli hakkında ne düşünüyorsun?

 

Noise müzik her zaman iyileştirici ve meditasyona yönelik potansiyeli sebebiyle bana hitap etti. Bu potansiyelin bir kısmı gerektirdiği sabırdan kaynaklanıyor. Bir nevi zihin eğitimi diyebiliriz. Bu müzik tecrübesi dinleyiciden de belli bir çaba talep ediyor ve bu da bu müziği çok özel kılıyor.



Setlerine ayrıca performans da ekliyorsun. Performanslarının doğaçlama bir yanı var ve müzik ve dinleyici arasında adeta ilkel bir bağ kurmaya yardımcı oluyor. Senin için performanslarında vücudunu kullanman neden önemli?

 

Performanslarım süresince anı yaşamak bir elçi gibi davranmamı sağlıyor: Hikayeler anlatmak için jestler, sesimin dokusunu ve hareketlerimi kullanıyorum. Yalnız başıma ya da başkalarıyla performans da sergilesem, işin kendisi çok soyut da olsa, işimin özünde kendini belirli bir samimiyete bırakan bir hassasiyeti var.

 

Pratiğinde görsel unsurlar da önemli bir rol oynuyor. Parçalarının isimleri de görsel hikayeler anlatıyor. Parçalarını kurgularken sürece rehberlik yapan görsel referansların var mı?

 

Beste yaparken görsel ifadeler ve ses ifadeleri birbirine geçiyor: Sesi yansıtan imajlar görüyorum ve imajları yansıtan sesler duyuyorum. Bu yüzden hem canlı performanslarımı hem de yayınladığım müziği hikaye anlatıcılığının bir parçası olarak görüyorum. Bu süreç sırasında isimler şiir başlıkları görevi görüyor, parçanın ne anlatmaya çalıştığına dair dinleyiciye rehberlik ediyor.