Sami Baha

YAZI

Elif Ekinci

FOTOĞRAFLAR

Mert Abedan

Son yıllarda kapanan sahneler, artık düzenlenmeyeceği duyurulan festivaller, iptal olan konserler bir miktar içine kapanık bir “Yeni İstanbul” yarattı. Bu çölleşme eğilimine rağmen —ve kimi zaman tam da onun etkisiyle—şehrin dönüşen ruhundan beslenerek üretim yapmaya devam eden birçok insan da var. Bu isimlerden Sami Baha ile yola çıkış noktasını, üretim süreçlerini, şehre ve dünyaya bakışını konuştuk.

“BEN BURADA DAHA ÇOK ÜRETİYORUM VE BUNUN İÇİN AYRICA BİR ÇABA HARCAMADAN, BİR ŞEYİN BANA İLHAM VERMESİNİ BEKLEMEDEN YAPIYORUM.“




Müziğe lise yıllarında rap ile başladın ama sonrasında elektronik müziğe yöneldin. Bu kayışın sebepleri neydi? Nasıl gelişti olaylar senin için müzikal anlamda?

 

Müziğe çocukken başlamışım aslında. Çocukken martıları izleyerek şarkı söylermişim saatlerce. Lisede rap yapmaya başladım. Söz yazıyordum, freestyle yapıyordum battle rap gibi, internetten altyapılar indirip üstlerine kayıt yapıyordum. Daha sonra artık kendi altyapılarımı hazırlamak istedim. Rap altyapısı yapmak amacıyla başladıysam da daha sonra rap’i bırakıp başka müzik tarzlarına kaydım. Rap’i beklemeye aldım gibi oldu çünkü müzik yapmak daha keyifli geldi.

 

İki buçuk yıldır Londra’da yaşıyorsun. Gitmende İstanbul’un bir süredir geçirdiği dönüşümün etkisi var mıydı?

 

Bir bunalmışlık, bir baskı hissediyordum tabii ama yine de gidişimde doğrudan etkisi var mı, emin değilim. Hem zaten Avrupa’ya gittiğinizde, orada da başka gerçeklerle karşılıyorsunuz. Bürokrasi, politika her yerde insanın suratına çarpan bir şey. Öte yandan Türkiye’deki o ortam aslında bana müzikal anlamda ilham da oldu. Buradaki yaşam şekli, zamanı yavaşlığı üretmeyi daha kolay kılıyor bence. Ben her geldiğimde burada daha çok üretiyorum ve bunun için ayrıca bir çaba harcamadan, bir şeyin bana ilham vermesini beklemeden yapıyorum. Aslında, öyle bir çağda yaşıyoruz ki müzik her yerde yapılabilir, bir süredir onun farkındalığını da yaşıyorum çünkü nerede yaparsanız yapın bir şeyi iyi yaptığınız zaman bulması gereken insanlar sizi gelip buluyor. O yüzden aslında nerede olduğunuzun bir önemi yok.


İlk albümde yoktu ama “Free For All”da müzikal işbirlikleri de göze çarpıyor. Yung Lean, Dimzy, DJ Nate, Dawsha, Abanob… Nasıl bir araya geldin bu isimlerle? Albüme neler kattıklarını düşünüyorsun?

 

Londra’da olmamın bunda çok büyük etkisi oldu çünkü birçok müzisyen, işbirliği yapmak için orada takılıyor, ben de aslında bu işbirliklerinin birçoğunu oradaki network ile yaptım. Tamamen internet üzerinden yaptıklarım da oldu, plak şirketinin de yardımıyla. Dawsha ve Abanob ile Mısır’a gittiğimde tanıştım, orada kayıt yaptık. Yung Lean ile bizim evde tanıştım! Albüm demolarını dinletiyordum, hoşuna gitti, hemen üstüne yazdı, bir gecede ortaya çıktı. DJ Nate Chicago’daydı; internet üzerinden çalıştık. Dimzy, Londralı ama tam albüm sırasında çocuğu oldu, orada olmasına rağmen uzaktan çalışmak durumunda kaldık. Ben albümü aslında enstrümantal hip hop olarak tasarlamadım. Müzik janralarının bir araya toplandığı Sami Baha paketi gibi olsun, benden çıkan bir seçki olsun diye düşündüm. Rapçiler da aslında enstrümantal şarkıların üzerine çalıştılar, sıfırdan birlikte çalışmadık yani.

 

Arabeskle aran iyi sanırım, en sevdiğin arabesk şarkısı hangisi?

 

Şu an çok aktif arabesk dinleyicisi değilim. Eskiden Tozkoparan tarafında oturuyordum, orada acayip bir arabesk dinleyicisi var, aynı zamanda hip hop da dinleyen insanlar. O jenerasyona bakarak büyüdüm. Parka gidiyordum, arabadan bir Müslüm Gürses açıyorlardı, bir 50 Cent… Öyle bir dünya. Müslüm Gürses’in “Esrarlı Gözler” şarkısını çok severim, efsanedir, baştan sona başyapıttır. Dinlerken şarkı sanki yavaşlatılmış gibidir ama o aslında Müslüm Gürses efektidir. Efsane bir efekt. Müslüm Gürses’in duygusallığı çok yüksektir, İbrahim Tatlıses’in sesi acayiptir, Orhan Gencebay ise aranjman konusunda aşmıştır. Hepsi de benim sound’ımı etkilemişlerdir eminim.

 

Bize bir guilty pleasure’ını söyler misin?

 

Hadise’nin “Sıfır Tolerans” şarkısı.

 

Performanslarından birinde Merve Özbey çaldığını duymuştum. Pop müzikle aran iyi sanırım?

 

Sevdim popu yıllar geçtikçe. Merve Özbey’i Corsica Studios’ta çaldım ve insanlar bayağı patladı. Çok güçlü bir sesi var bence. İlk duyduğumda çarpıldım. Bir de artık popa pop olarak bakmamaya başladım çünkü her şey pop olabilir artık. 90’larda rave poptu, şu an değil.

 

Yakın dönem planların nedir müzikal anlamda?

 

Bu albüm sayesinde önüme güzel fırsatlar çıkıyor. Onları değerlendireceğim. 2020’ye kadar Londra’da oturma iznim var ama kendimi bir yere bağlamamaya çalışıyorum. İleride Amerika’yı kesinlikle istiyorum, ama öncesinde Asya’ya açılmak istiyorum. Asya’da yaptığım müziğe çok rağbet var.